Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Hostbine Bilişim
şırnak haber
şırnak
Foto Galeri
Video Galeri
Link Bankası
İstatistik
İp Adresiniz: 38.107.179.221
Sitemizi bugün 2484 kişi ziyaret etmiştir.
Sitemizi şuana kadar toplam 3641040 kişi ziyaret etmiştir.
Karakter boyutu :

“SİVİL SİYASETİN ÖNÜNE ENGEL KONULMAMALI”
08 Mart 2010 Pazartesi 10:57
Son zamanlardaki gelişmelerle ilgili olarak röportaj yapma teklifimizi kabul eden Şırnak Barosu avukatlarından Av. Mehmet İhsan Kalkan gazetemiz muhabirlerinden Halil Coşkun’a gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
ŞIRNAKHABER - Son zamanlardaki gelişmelerle ilgili olarak röportaj yapma teklifimizi kabul eden Şırnak Barosu avukatlarından Av. Mehmet İhsan Kalkan gazetemiz muhabirlerinden Halil Coşkun"un sorularına içtenlikle cevap verdi. İşte o röportaj:
İsterseniz öncelikle son gelişmelerle ilgili olarak HSYK'nın özel yetkili cumhuriyet başsavcısı ve arkadaşlarının yetkilerinin elinden alınmasını konuşalım... Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Erzurum Başsavcısı ve arkadaşları hakkında yapılan bu iş ve işlemlerin, hiçbir hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Bu durumun düzeltilmemesi halinde, bundan sonra görev yapan tüm hakim ve savcıların bağımsız davranamayacakları ve kendilerini yürüttükleri soruşturmalarla ilgili daha çok baskı altında hissetmelerine neden olacaktır. Bu yaşananlarda bize gösteriyor ki, artık yargı reformu kaçınılmaz hale gelmiştir. Biran önce, buna ilişkin düzenlemeler yapılmalı, Avrupa Birliğine uyumlu yüksek standartlarda bir yargı reformu yapılmalıdır.
HSYK'nın, yargısal bir faaliyete müdahale yetkisi kesinlikle bulunmamaktadır. Demokratik hukuk devletlerinde, böyle bir şeyin olması mümkün olmadığı gibi, bundan bahsedilmesi de mümkün değildir. Herkes görevini kanunların çizdiği çerçeve içerisinde icra etmek zorundadır. Aksi takdirde; bir yetki gaspından bahsedilir ki, bu da kurumlar arası çatışma ve anlaşmazlıklara zemin hazırlar.
Son günlerin en önemli gelişmelerinden birisi de, balyoz darbe planı ve buna ilişkin yürütülen soruşturmalardır. Bu konuyla ilgili düşünceleriniz nedir?
Balyoz darbe planı ile ilgili henüz soruşturma devam etmekte olup, sonuçlarını hep birlikte izleyip göreceğiz. Son zamanlarda yapılan operasyonlar, darbe planların ilişkin olup, bu yapılanmaları ve bu yapılanmalara bağlı suç örgütlerini ortaya çıkarmaya yöneliktir. Hukuk devletinin varlığından bahsedebilmemiz için, herkesin kanunlar önünde eşit olduğunu kabul etmemiz gerekir. Ayrıca hukuk devletinde, kimsenin dokunulmaz olamayacağı çok açıktır. Suç işleyen her kimse, yargının önüne çıkartılabilmelidir. Zira bu olmadığı takdirde, bir hukuk devletinden bahsetmememiz mümkün değildir.
Dolayısıyla yapılan soruşturmanın, hukuk devletinin asli unsurları ile yürürlükteki kanunlara uygun devam edip etmediğine bakmak lazım... Kimsenin suç işleme özgürlüğünden bahsedilemeyeceği gibi, suç işlediği iddia edilen herkesinde yargının önünde hesap vermesi gerektiği de kaçınılmazdır.
Düzenlendiği iddia edilen darbe planları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Bana göre, artık darbeler ülke gündeminden tamamen düşmelidir. Darbelerin ülkeleri nasıl geriye götürdüğünü ve sonuçlarının ne kadar ağır olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Sınırların kalktığı, teknolojinin çok ileri boyutta olduğu ve uzay çağını yaşadığımız bir dönemde darbelerden bahsetmek abesle iştigal etmekten başka hiçbir şey değildir.
Sivil rejimlerin korunması, geliştirilmesi ve ilerletilmesi lazım... Ülkemizde demokratik standartların arttırılmasından, başka hiçbir çare yoktur. Yapılacak reformlar, her kesimi kapsamalıdır. Evrensel ve çağdaş modeller, ülke koşullarıyla özgülenmelidir.
Taş atan çocukların yargılanması ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Bu konuda halen Meclis'te herhangi bir adım atılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence bu konu öncelikle ve ivedilikle Meclis gündemine getirilmeli ve bir an önce bu konuya ilişkin düzenlemeler yapılmalıdır. Aksi takdirde hiç haketmedikleri takdirde çocukları çok ağır cezalarla karşı karşıya bırakmış oluruz, ki buda toplum vicdanını rahatsız etmekle birlikte yetişecek yeni nesillerinde hiçte sağlıklı olmayan koşullarda yetişmeleri anlamına gelecektir. Bence bu konu partiler üstü bir konu olup, herkesin üzerinde düşünmesi gereken ve ortak hareket etmesini gerektiren çok önemli bir konu... Bu konuyla ilgili olarak, TBMM'nden bir an önce düzenleme yapılmasını bekliyoruz.
Hemen hemen her gün değişik yerlerdeki taş atan çocuklarla ilgili Mahkemelerden çıkan ağır cezaları okuyoruz. Bu durum basında da sıkça yer almaktadır. Bu durumdaki mağduriyetler çok açık bir şekilde görülmektedir. Bu duruma gözlerimizi kapatamayız. Sanatçıların bu yöndeki girişimlerini desteklediğimiz gibi, tüm toplumsal sonlarda sanatçıların daha da duyarlı olmalarını ve insiyatif almalarını bekliyoruz...
Anayasa değişikliği konusunda son günlerdeki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence bu konuda yani Anayasa değişikliği konusunda geç kalınmıştır. Elbette ki mevcut Anayasa ile ilerlemeden artık bahsedilemez. Bence tüm reformların ana eksenini, Anayasa değişikliği oluşturmaktadır. Anayasa değiştirilmediği sürece, tam bir demokrasiden bahsetmemiz de mümkün olamayacaktır. Keşke bununla ilgili çalışmalar çok daha önce yapılmış ve uygulamaya konulmuş olsaydı. Maalesef bu olmadı. Ama yine de ben halen Anayasa değişikliğinin yapılması için bir fırsat olduğunu düşünüyorum...
Habur'daki soruşturma sürecinde siz de yer aldınız? Gerçekten kamuoyunda yer aldığı gibi hakim ve savcıların ayarlandığı yönünde bir izleminiz oldu mu? Bu yöndeki eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz.?
Kesinlikle öyle birşey söz konusu değildir. Herkes kanunlar çerçevesinde görevinin gereklerini yerine getirmiştir. Bence o süreçte hiçbir anormal durum yoktur. Habur'da soruşturmanın yapılmasının tek sebebi ise, güvenliktir. Bu da çok doğaldır. Bunun kanundaki yasal düzenlemeleri de çok açıktır. Bugün güvenlik nedeniyle Uğur KAYMAZ davası Eskişehir'de, bilge köyü katliamı davası ise yine aynı gerekçe ile Çorum'da görülmektedir Oysa her iki olayın meydana geldiği yer ise Mardin'dir. Bunun gibi daha birçok örnek verebiliriz. Demek ki, güvenlik kaygısının olduğu yerde soruşturma ya da yargılama başka bir yerde yapılabilmekte... Bence sorgunun neden Habur'da yapıldığına ilişkin tartışmalar çok gereksiz, çünkü bu durum tamamen yasal dayanağı olan, yasal düzenlemelerden kaynaklanmaktadır.
Bence orada görev yapan hakim ve savcılara haksızlık yapılmaktadır. Kaldı ki, bir anlaşma söz konusu olsaydı, gelenlerin tümü Savcılıkça ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılırlardı. Bu durum bile, herşeyin yasaların çizdiği çerçeve dahilinde geliştiğini göstermektedir.
Binlerce kişinin toplandığı bir yerde güvenliği sağlamak hiçte kolay birşey değildir. Kaldı ki, uzun bir süre bekleyiş içinde olan bir kitleden bahsediyoruz. Bence o süreçte kimsenin burnunun dahi kanamamış olması, coşkulu bir kalabalığın olması, insanların aynı zamanda barışa duydukları özleminde bir göstergesidir.
Rejim tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sivil siyasetin önüne hiçbir şey konulmamalıdır... Sivil rejimleri korumak ve kollamak gerekir. Sivil siyasetin önüne farklı alternatifler hiçbir şekilde düşünülmemelidir. Bunun geçmişte yapılan darbelerle acı tecrübeleri yaşanmıştır. Artık darbe zamanlarının kapandığını düşünüyorum.
Sizce tüm bu yaşananlara bakıldığında, gelecekte nasıl bir tablo bekliyor bizi?
Tüm bu yaşananlar, demokrasiye geçiş sürecinde yaşanması gereken sancılardır diye düşünüyorum. Sanırım, yüksek demokratik standartlara geçişimiz çok kolay olmayacaktır. Gelişen dünyada, bilginin artık her yere ulaştığı bir dünyadan bahsediyorsak buna kayıtsız kalmamızda düşünülemez. Dolayısıyla, er yada geç Türkiye kendi içindeki ve dışındaki tüm kronikleşmiş sorunları ( Kürt sorunu, Ermenistan sorunu,Kıbrıs sorunu,faili meçhuller sorunu v.s) çözmek zorundadır. Aksi takdirde bu sorunlar çözülmediği sürece ne tam bir demokrasiden, ne de bir ilerlemeden bahsetmemiz mümkün değildir.
Zaten bu kriterlerin tamamı da, Avrupa Birliğine üyelik sürecinde mutlaka çözülmesi gereken ve Avrupa Birliği'nin ilerleme raporlarında sürekli yer alan sorunlardır. Dolayısıyla komşularıyla dış ilişkilerinde sıfır sorun politikasıyla hareket eden devletin, kendi içinde de sıfır sorun politikasıyla hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Son olarak söylemek istediğiniz birşey var mı?
Bu süreçte, herkesin hukukun üstünlüğüne sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Hukuk kurallarının hakim olmadığı yerlerde, her zaman için, yasadışı yapılanmalarla karşı karşıya kalmak mümkündür. Günümüzde artık darbelerden tamamen arınmış, tamamen sivil yönetimlere ihtiyaç olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir. Bence herkes ve her kurum sadece kendi faaliyet alanlarıyla ilgili olmalıdır. Müdahaleci yöntemler artık terk edilmelidir.
Sorunların çözümleri için kalıcı ve ortak projeler geliştirilmelidir. Umarım tüm bu gelişmeler, yüksek standartlı bir hukuk devletine doğru gidişin işaretleri olur...
İsterseniz öncelikle son gelişmelerle ilgili olarak HSYK'nın özel yetkili cumhuriyet başsavcısı ve arkadaşlarının yetkilerinin elinden alınmasını konuşalım... Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Erzurum Başsavcısı ve arkadaşları hakkında yapılan bu iş ve işlemlerin, hiçbir hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Bu durumun düzeltilmemesi halinde, bundan sonra görev yapan tüm hakim ve savcıların bağımsız davranamayacakları ve kendilerini yürüttükleri soruşturmalarla ilgili daha çok baskı altında hissetmelerine neden olacaktır. Bu yaşananlarda bize gösteriyor ki, artık yargı reformu kaçınılmaz hale gelmiştir. Biran önce, buna ilişkin düzenlemeler yapılmalı, Avrupa Birliğine uyumlu yüksek standartlarda bir yargı reformu yapılmalıdır.
HSYK'nın, yargısal bir faaliyete müdahale yetkisi kesinlikle bulunmamaktadır. Demokratik hukuk devletlerinde, böyle bir şeyin olması mümkün olmadığı gibi, bundan bahsedilmesi de mümkün değildir. Herkes görevini kanunların çizdiği çerçeve içerisinde icra etmek zorundadır. Aksi takdirde; bir yetki gaspından bahsedilir ki, bu da kurumlar arası çatışma ve anlaşmazlıklara zemin hazırlar.
Son günlerin en önemli gelişmelerinden birisi de, balyoz darbe planı ve buna ilişkin yürütülen soruşturmalardır. Bu konuyla ilgili düşünceleriniz nedir?
Balyoz darbe planı ile ilgili henüz soruşturma devam etmekte olup, sonuçlarını hep birlikte izleyip göreceğiz. Son zamanlarda yapılan operasyonlar, darbe planların ilişkin olup, bu yapılanmaları ve bu yapılanmalara bağlı suç örgütlerini ortaya çıkarmaya yöneliktir. Hukuk devletinin varlığından bahsedebilmemiz için, herkesin kanunlar önünde eşit olduğunu kabul etmemiz gerekir. Ayrıca hukuk devletinde, kimsenin dokunulmaz olamayacağı çok açıktır. Suç işleyen her kimse, yargının önüne çıkartılabilmelidir. Zira bu olmadığı takdirde, bir hukuk devletinden bahsetmememiz mümkün değildir.
Dolayısıyla yapılan soruşturmanın, hukuk devletinin asli unsurları ile yürürlükteki kanunlara uygun devam edip etmediğine bakmak lazım... Kimsenin suç işleme özgürlüğünden bahsedilemeyeceği gibi, suç işlediği iddia edilen herkesinde yargının önünde hesap vermesi gerektiği de kaçınılmazdır.
Düzenlendiği iddia edilen darbe planları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Bana göre, artık darbeler ülke gündeminden tamamen düşmelidir. Darbelerin ülkeleri nasıl geriye götürdüğünü ve sonuçlarının ne kadar ağır olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Sınırların kalktığı, teknolojinin çok ileri boyutta olduğu ve uzay çağını yaşadığımız bir dönemde darbelerden bahsetmek abesle iştigal etmekten başka hiçbir şey değildir.
Sivil rejimlerin korunması, geliştirilmesi ve ilerletilmesi lazım... Ülkemizde demokratik standartların arttırılmasından, başka hiçbir çare yoktur. Yapılacak reformlar, her kesimi kapsamalıdır. Evrensel ve çağdaş modeller, ülke koşullarıyla özgülenmelidir.
Taş atan çocukların yargılanması ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Bu konuda halen Meclis'te herhangi bir adım atılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence bu konu öncelikle ve ivedilikle Meclis gündemine getirilmeli ve bir an önce bu konuya ilişkin düzenlemeler yapılmalıdır. Aksi takdirde hiç haketmedikleri takdirde çocukları çok ağır cezalarla karşı karşıya bırakmış oluruz, ki buda toplum vicdanını rahatsız etmekle birlikte yetişecek yeni nesillerinde hiçte sağlıklı olmayan koşullarda yetişmeleri anlamına gelecektir. Bence bu konu partiler üstü bir konu olup, herkesin üzerinde düşünmesi gereken ve ortak hareket etmesini gerektiren çok önemli bir konu... Bu konuyla ilgili olarak, TBMM'nden bir an önce düzenleme yapılmasını bekliyoruz.
Hemen hemen her gün değişik yerlerdeki taş atan çocuklarla ilgili Mahkemelerden çıkan ağır cezaları okuyoruz. Bu durum basında da sıkça yer almaktadır. Bu durumdaki mağduriyetler çok açık bir şekilde görülmektedir. Bu duruma gözlerimizi kapatamayız. Sanatçıların bu yöndeki girişimlerini desteklediğimiz gibi, tüm toplumsal sonlarda sanatçıların daha da duyarlı olmalarını ve insiyatif almalarını bekliyoruz...
Anayasa değişikliği konusunda son günlerdeki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence bu konuda yani Anayasa değişikliği konusunda geç kalınmıştır. Elbette ki mevcut Anayasa ile ilerlemeden artık bahsedilemez. Bence tüm reformların ana eksenini, Anayasa değişikliği oluşturmaktadır. Anayasa değiştirilmediği sürece, tam bir demokrasiden bahsetmemiz de mümkün olamayacaktır. Keşke bununla ilgili çalışmalar çok daha önce yapılmış ve uygulamaya konulmuş olsaydı. Maalesef bu olmadı. Ama yine de ben halen Anayasa değişikliğinin yapılması için bir fırsat olduğunu düşünüyorum...
Habur'daki soruşturma sürecinde siz de yer aldınız? Gerçekten kamuoyunda yer aldığı gibi hakim ve savcıların ayarlandığı yönünde bir izleminiz oldu mu? Bu yöndeki eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz.?
Kesinlikle öyle birşey söz konusu değildir. Herkes kanunlar çerçevesinde görevinin gereklerini yerine getirmiştir. Bence o süreçte hiçbir anormal durum yoktur. Habur'da soruşturmanın yapılmasının tek sebebi ise, güvenliktir. Bu da çok doğaldır. Bunun kanundaki yasal düzenlemeleri de çok açıktır. Bugün güvenlik nedeniyle Uğur KAYMAZ davası Eskişehir'de, bilge köyü katliamı davası ise yine aynı gerekçe ile Çorum'da görülmektedir Oysa her iki olayın meydana geldiği yer ise Mardin'dir. Bunun gibi daha birçok örnek verebiliriz. Demek ki, güvenlik kaygısının olduğu yerde soruşturma ya da yargılama başka bir yerde yapılabilmekte... Bence sorgunun neden Habur'da yapıldığına ilişkin tartışmalar çok gereksiz, çünkü bu durum tamamen yasal dayanağı olan, yasal düzenlemelerden kaynaklanmaktadır.
Bence orada görev yapan hakim ve savcılara haksızlık yapılmaktadır. Kaldı ki, bir anlaşma söz konusu olsaydı, gelenlerin tümü Savcılıkça ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılırlardı. Bu durum bile, herşeyin yasaların çizdiği çerçeve dahilinde geliştiğini göstermektedir.
Binlerce kişinin toplandığı bir yerde güvenliği sağlamak hiçte kolay birşey değildir. Kaldı ki, uzun bir süre bekleyiş içinde olan bir kitleden bahsediyoruz. Bence o süreçte kimsenin burnunun dahi kanamamış olması, coşkulu bir kalabalığın olması, insanların aynı zamanda barışa duydukları özleminde bir göstergesidir.
Rejim tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sivil siyasetin önüne hiçbir şey konulmamalıdır... Sivil rejimleri korumak ve kollamak gerekir. Sivil siyasetin önüne farklı alternatifler hiçbir şekilde düşünülmemelidir. Bunun geçmişte yapılan darbelerle acı tecrübeleri yaşanmıştır. Artık darbe zamanlarının kapandığını düşünüyorum.
Sizce tüm bu yaşananlara bakıldığında, gelecekte nasıl bir tablo bekliyor bizi?
Tüm bu yaşananlar, demokrasiye geçiş sürecinde yaşanması gereken sancılardır diye düşünüyorum. Sanırım, yüksek demokratik standartlara geçişimiz çok kolay olmayacaktır. Gelişen dünyada, bilginin artık her yere ulaştığı bir dünyadan bahsediyorsak buna kayıtsız kalmamızda düşünülemez. Dolayısıyla, er yada geç Türkiye kendi içindeki ve dışındaki tüm kronikleşmiş sorunları ( Kürt sorunu, Ermenistan sorunu,Kıbrıs sorunu,faili meçhuller sorunu v.s) çözmek zorundadır. Aksi takdirde bu sorunlar çözülmediği sürece ne tam bir demokrasiden, ne de bir ilerlemeden bahsetmemiz mümkün değildir.
Zaten bu kriterlerin tamamı da, Avrupa Birliğine üyelik sürecinde mutlaka çözülmesi gereken ve Avrupa Birliği'nin ilerleme raporlarında sürekli yer alan sorunlardır. Dolayısıyla komşularıyla dış ilişkilerinde sıfır sorun politikasıyla hareket eden devletin, kendi içinde de sıfır sorun politikasıyla hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Son olarak söylemek istediğiniz birşey var mı?
Bu süreçte, herkesin hukukun üstünlüğüne sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Hukuk kurallarının hakim olmadığı yerlerde, her zaman için, yasadışı yapılanmalarla karşı karşıya kalmak mümkündür. Günümüzde artık darbelerden tamamen arınmış, tamamen sivil yönetimlere ihtiyaç olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir. Bence herkes ve her kurum sadece kendi faaliyet alanlarıyla ilgili olmalıdır. Müdahaleci yöntemler artık terk edilmelidir.
Sorunların çözümleri için kalıcı ve ortak projeler geliştirilmelidir. Umarım tüm bu gelişmeler, yüksek standartlı bir hukuk devletine doğru gidişin işaretleri olur...
Bu haber toplam 8805 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Şırnak Canlı İzle
Günün Karikatürü









Bu habere ilk yorumu siz ekleyin.